• 22 Haziran 2012, Cuma

Hesap vermek

PTT’den emekli Mustafa Güney ağabey anlattı.

Hikaye şöyle;
Ağanın birisi sonbaharda 100 koyun alır.
Bunları Sülo adında bir çobana teslim eder.

6 ay sonra, koyunlarının sayısının 200’ü geçtiği hayali ile çobanın bulunduğu dağa gider. 
Bakmış çoban sofra başında yağ, kesik, yoğurt, ekmek yiyor. Yanı başında da bir koyun postu duruyor.
Sormuş çobana, “Koyunlar nerede?”

Çoban, “Yağmur yağdı, gök çatladı, 72’sinin ödü patladı.
Önden gitti baş toklu, arkasından beş toklu.
Onunu verdim kasaba, onunu katma hesaba.
Kurt kaptı birisini, birisinde getirdim derisini”
demiş ve ağaya postu göstermiş.

Öfkeden kuduran ağanın ilk işi sofradaki yoğurt çanağını çobanın suratına fırlatmak olmuş.
Çoban gayet sakin ve pişkince, “işte patron, hesabını verenin yüzü böyle ak olur” diyerek kendince hesap vermenin huzurunu yaşamış. 

***

Bu çok eski bir hikâye imiş.
Genelde kurt siyasetçiler ve idareciler iyi bilirmiş.
Ustalarının öğretisi çıraklara da geçmiş.
Yeni yetmelerin de hesap verme anlayışı bundan ibaretmiş.

Hesap verirken yüzünü değil de, patronun da yüzünü ağartan çoban hikâyesi yazılana kadar bu böyle devam edecekmiş.
Sizin anlayacağınız bütün suç Çoban Sülo’nun imiş…

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.