• 11 Ekim 2011, Salı

Yozlaşan Demokrasi

Demokrasi, özünde insanlığı refaha kavuşturacak rejim olarak hayat bulmuştur. Uğruna feda edilen milyonlarca cana rağmen kuruluş dönemlerindeki ideallerden tamamen uzaklaşmıştır. Fakat her şeye rağmen demokrasinin insanoğlunun yapabildiği en iyi siyasal rejim olduğu da bir gerçektir. Onu yozlaştıran insanoğlu bilinçli mücadeleyle ideal demokrasiye ulaşabileceğinden herhangi bir kaygı yoktur.

Demokrasi en iyi “Hâkimiyet kayıtsız, şartsız milletindir” sözü ile özetlenebilir. Fakat demokrasideki yozlaşma aşamalı olarak “Hâkimiyet kayıtsız, şartsız iktidar partisinindir” den “Hâkimiyet kayıtsız, şartsız iktidar partisi liderinindir” e kadar kötü yönde evrilmiştir. Fransız, Rus, dünyadaki diğer devrimler ve nihayetinde Türk devrimi egemen güçlere karşı yapılmış ancak geldiği son noktada kendi egemen güçlerini oluşturmuştur.

Demokrasinin özünü halk egemenliği oluşturmaktadır. Demokrasinin en ideal şekli olan “doğrudan demokrasi” bile sürdürülemez duruma gelmiştir. Çünkü, kent nüfusunun belli yaşa gelmiş olanlarının toplumsal sorunları topluca tartışıp çözüme bağladıkları demokrasi türü, olarak tanımlanan doğrudan demokraside meclis toplantılarına katılabilenler yalnızca belli yaşa gelmiş erkek vatandaşlardır. Yani, şehirde bulunan köleler, gençler, kadınlar, aslen o şehirli olmayıp o şehirde yaşayan yabancılar meclis toplantılarında yer alamamışlardır. Neticede, kölelerin, kadınların özgürlük kazanmalarıyla ve şehir devletlerinin birleşmeleriyle bu demokrasi şekli son bulmuş ve günümüzdeki “temsili demokrasi” rejimine geçiş olmuştur.

Temsili demokrasi ile politikacı sınıfı ortaya çıkmıştır. Politikacı sınıfı ile seçmen arasında bir pazarlık masası kurulduğu andan itibaren demokrasi yozlaşma sürecine girmiştir. Seçmenler şahsi çıkarlarına göre oy verme eğilimi gösterirken, politikacı da kendine oy verenin isteklerini yerine getirme eğilimi içine girmiştir. İşte artık bu aşamadan sonra, “halkın üstünlüğü, çağdaş demokrasi, kişisel hak ve özgürlükler” gibi ideal kavramlar yerini “hızlı para kazanma, hızlı yaşama, aileyi su başına toplama, merak etmeyin alışırlar, devletin malı deniz yemeyen domuz” gibi bencil kavramlara bırakmıştır.

Bir siyaset tarihçisi olan (Gwartney-Wagner, ae.) “ Bir demokrasi, devamlı bir devlet şekli olarak varlığını sürdüremez. Demokrasi, seçmenlerin çoğunluğunun, devlet hazinesinden kendilerine cömertçe aktarmalar yapabileceklerini keşfettikleri ana kadar yaşayabilir. Bu andan itibaren, çoğunluk daima kendilerine devlet hazinesinden en çok yarı vaad eden adaya oy verir ve sonuçta demokrasi, bu zayıf maliye politikası ile yıkılır.” demiştir.

Devlet ile vatandaş arasında bireysel hak ve özgürlükler, kuvvetler ayrımı, seçim sistemi gibi siyasal konularda ayrıntılı düzenlemeler mevcutken, vatandaşla devlet arasındaki ekonomik ilişkileri düzenleyen kurallar maalesef ya yeterli değildir ya da anlaşılamayacak kadar karmaşıktır. Zaten, vergilendirme, dış ticaret, sosyal güvenlik sistemi gibi iktisadi konular her gelen iktidarın kendine göre değiştirdiği konular haline gelmiştir.

Karl Marx’ın da dediği gibi “Alt yapı üst yapıyı belirler.” Bu nedenle de toplumun alt yapısı olan toplumsal ekonomi, toplumun kendisi tarafından, bireysel çıkarlar bencilce gözetilmeksizin, korunup kollandığı sürece demokrasinin işlerliği kusursuza yakın olarak devam edecektir. Verilmesi gereken en önemli mücadele de budur.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.