• 1 Kasım 2011, Salı

Siz Karar Verin

Çok açık ki, depremlere ve hatta diğer afetlere hazırlıklı bir ülke değiliz. İzmit’te ve Van’da gördüğümüz gibi depreme, Antalya’da gördüğümüz gibi sellere, hatta her yerde gördüğümüz gibi yangınlara hazırlıklı değiliz. Bir doğal afette nasıl davranılması gerektiği konusunda, halk olarak bizim bir eğitimimiz olmadığı gibi, başta belediyeler olmak üzere devletin çeşitli organlarında da aynı eğitimsizliği gözlemliyoruz.

Bu yazımda işin siyasi kısmını bir kenara bırakarak, hiçbir afete hazır olmayan Türkiye’de yapılmak istenen nükleer santralleri değerlendirmek istiyorum.

Çernobil felaketinden sonra nükleer santral üzerindeki insan etkileri azaltılmış olsa dahi, az da olsa hala daha devam ettiğini de belirtmeden konuya geçmek istemiyorum. (Çernobil felaketi, aşırı ısınma durumunda devreye girmesi gereken otomatik soğutma sisteminin devreden bilerek ve isteyerek çıkarılması nedeniyle meydana gelmişti.)  

Türkiye’de Akkuyu, Sinop/İnceburun, Kırklareli/İğneada’da olmak üzere üç tane nükleer santral yapılmak isteniyor. Nükleer santrallerle ilgili birinci tehlike, bu nükleer santraller her ne kadar Türkiye’nin deprem haritasına göre, deprem bölgesinde gözükmeseler de deprem bölgelerine çok yakın konumda bulunuyorlar. İkinci tehlike ise, nükleer santrallerin soğutma işlemi için yoğun şekilde su ihtiyaçları olduğundan, deniz, göl, nehir kıyılarında inşa edilmek zorundadırlar. Bu nedenle, yakın zamanda Fukushima’da gördüğümüz gibi depremden sonra meydana gelebilecek su baskını tehlikesine de çok açık vaziyettedirler. Bununla beraber santralde ısınan su, doğaya geri salındığı için oradaki su havzasını ısıtıp canlı popülasyonunda olumsuz etkiye neden olmaktadır. Üçüncü ve en önemli etki ise, nükleer atıklardır. Nükleer atıklar benim öğrendiğime göre 600-1.000 m. derinliğe gömülürlermiş (uygulamada gerçeğin böyle olduğundan emin değilim). 1000 m. de gömülseler, nükleer atıklar 210.000 yıl aktif halde kalırlar. Yeni teknoloji ile ve nükleer atıkların geri dönüştürülmesi çalışmaları ile bile bu rakam ancak 1.000 yıla kadar düşürülebiliyor.

Nükleer santrallerin tüm olumsuzlukları, alınan tedbirlerle mümkün olduğunca azaltılabilir. Fakat, alınan her tedbir maddi külfet anlamına geldiği için devletler tedbirlerini bir yerde kesmek zorunda kalabiliyorlar. Örneğin, Japonya’da tsunaminin Fukushima’yı etkilemesinin nedeni, nükleer santrali korumak amaçlı yapılan dalgakıranların yeterli büyüklükte olmamasıydı.

Nükleer santrallerin olumsuz özelliklerinin yanı sıra olumlu özellikleri de vardır. Bunların başında ülkedeki teknolojik gelişmelere öncülük edecek olması gelmektedir. Çünkü, nükleer teknoloji, yalnızca elektrik üretimi için değil tıbbi uygulamalarda, arkeolojide ve çeşitli endüstriyel uygulamalarda da kullanılmaktadır. Santrale yakın yerlerdeki yerleşim yerlerinin ısınması da santralden sağlanabileceği gibi, sıcak su açığa çıktığı için çevresinde balık çiftlikleri kurulabilir. Günümüzdeki en büyük sorun olan, sera gazı salınımı, ozon tabakasının delinmesi, CO2 salınımı gibi sorunları tamamen ortadan kalkar. Zira, yılda 2 milyar ton CO2 salınmasını önler. Bunun yanında küçük bir alanda çok büyük enerji sağlanarak zamandan ve paradan tasarruf edilebilir.

Şu ana kadar, nükleer santrallerin olumlu ve olumsuz yanlarından sadece bazılarını verdim.

Japonya’daki Fukushima felaketinden sonra enerji talebi bizden kat kat fazla olan Almanya’nın, nükleer santrallerinin tamamını zamanla kapatma ve tamamen yenilenebilir enerjiye geçme kararı aldığını da hatırlatmak isterim.

Siz karar verin sizce nükleer santral inşa etmeli miyiz?

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.