3 Aralık 2020, Perşembe

Yaşamın ta kendisi; SU

25 Kasım 2011, Cuma

     


Şermin Örter

Su,bizi çevreleyen tabiat ana ve canlıların yaşamı için rakibi olmayan bir elementtir.Bolluğunda değeri tam anlaşılamaz fakat yokluğu hastalık ve ölümle karşılar bizi...

Vücudumuzdaki su oranı yaşam sürecimiz boyunca değişim göstermekle birlikte; yeni doğan bir bebekte vücut ağırlığının %75’i sudan oluşmakta iken bu oran çocuklarda %70,yetişkinlerde %60 ve yaşlılarda %50 şeklindedir. Yetişkin bir insan bir kısmı yiyeceklerden karşılanmak üzere vücut ağırlığının yaklaşık 1/36sı kadar su tüketmelidir. Örneğin;72 kg ağırlığında bir insan en az 2 lt su tüketmelidir.
 
Vücudumuzun ortalama %70ini oluşturan su,hücreler arası iletişim,enzimler,hormonlar ve tüm metabolizma ile ilgili faaliyetleri sağlar, ,eklemleri rahatlatır,vücuttaki atıkları uzaklaştırır,hayati organları korur ve yastıklar,vücut sıcaklığını düzenler ,besinlerin emilimine yardımcı olur bu anlamda tüketeceğimiz su çok sağlıklı olmalı.İnsanlar vücutlarındaki proteinlerin yarısını,karbonhidratların hepsini yitirseler hayatlarına devam edebilirler, fakat vücudumuzdaki suyun %10luk kaybı büyük aksaklıklara %20sinin kaybı ise ölüme yol açar.Buna göre de içtiğimiz su iyiyse en azından %60-70lik kısmımız iyi olur. Orta derecede susuz kalmak bile  baş ağrısı ve baş dönmesine yol açabilir
 
Vücut ağırlığının yüzdesi olarak su kaybının sonuçları şu şekilde de olabileceği belirtilmektedir:

• %1:susuzluk hissi, ısı düzeninin bozulması, performans azalması
• %2:ısı artması, artan susuzluk hissi
• %3:vücut ısı düzeninin bozulması, aşırı susuzluk hissi
• %4:fiziksel performansın %20-30 düşmesi
• %5:baş ağrısı, yorgunluk
• %6:halsizlik, titreme
• %7:fiziksel etkinlik sürerse bayılma
• %10:bilinç kaybı
• %11:olası ölüm
 
Sağlığımız için bu kadar hayati öneme sahip olan suyun da tabi sağlıklısını tüketeceğiz ki bize zararı değil faydası olsun. Çünkü sudaki en küçük bir ihmal bizi hastalıkların koynuna sürüklemede acımasız olacaktır. Bu nedenle tüketeceğimiz suda en azından aşağıdaki kriterleri aramalıyız;

*Kokusuz, renksiz, berrak ve içimi hoş olmalı

*Fenoller, yağlar gibi suya kötü koku ve tat veren maddeler bulunmamalı

* Suda bulunan Vibrio cholera, Salmonella typhi, hepatit virüsü gibi mikroorganizmalar sudan geçerek hastalığa sebep olurlar. İçme sularının kesinlikle bakteriyolojik kirlilik taşımamaları gerekmektedir. Bu noktada belirtmeden geçemeyeceğim, mesleğim gereği hem ilçemiz şebeke suyunun bu anlamda en sağlıklı şekilde şebekeye verilebilmesi için her hafta rutin kontrolüne çıkılarak belirlemiş olduğumuz noktalarda yapılan anlık bakiye klor tespiti ile birlikte numuneler alınarak laboratuar ortamında bakteriyolojik ve kimyasal analizleri yapılarak şebekeye verilen suyun tam anlamıyla dezenfeksiyonunun yapıldığından emin olunmaktadır. Bunun yanı sıra memleketimizin sembolü Topçam Madran ambalajlı kaynak suyu fabrikamızda dolumu yapılan, kaynağından mikrobiyolojik olarak uygun halde temin edilen suyun yine mikrobiyolojik kirlenmeye uğramadan ambalajlanıp satılması için de gerekli önlemler alınarak analizleri yapılıp kontrol altında tutulmaktadır.

* İçilen suyun berrak olması istenir çünkü sudaki bulanıklık, canlı faaliyetlerinin olması ile ya da muhtemel bir kirli suyun karışması ile ilişkilendirilir.

 Bunlara istinaden her an ve mekanda ihtiyacımız olan suyu gönül rahatlığı içersinde ambalajlı kaynak sularından yani üzerinde Sağlık Bakanlığı tarafından verilmiş izin tarihi ve numarası ile firma bilgileri ile etiketinde mavi bant (etiket üzerinde mavi dışındaki renkte bantları bulunan sular kuyu suyudur yani “işlenmiş içme suyu” olarak adlandırılırlar.)  yer alan ambalajlı sulardan temin edebiliriz. Çünkü ambalajlı sular, yönetmelik gereği ilk çıktığı haliyle temiz ve sağlıklı olmak zorundadır, ilave bir işleme gerek kalmaksızın su, kaynağından direkt içilebilir. Kaynak suyunun temizliği yeryüzüne ilk çıkış noktasından tam otomatik makinelerde şişeye dolumuna ve kapatılmasına kadar çok sıkı kontrol altındadır. Buradan hareketle ambalajlı su ile çeşmeye suyu birbirlerinin alternatifi olamazlar. Çünkü;ambalajlı sular,yönetmelik gereği ilk çıktığı haliyle temiz ve sağlıklı olmak zorundadır,çeşme suyunda ise,su kaynakları dereler şeklinde yüzey sularına dönüşmekte ve bu sular yüzeyden bulaşan her türlü kirletici unsurları da taşıyarak toplanma havzalarına ve barajlara gelmektedir.Bu şekilde toplanmış sular, muhtelif filtreleme,klorlama ve dezenfeksiyon işlemlerinden geçirildikten sonra şebeke boruları ile konutlara pompalanmaktadır.Bu proseslerde kullanılan klor gibi dezenfektanlar kullanma limitlerine uyulmadığı takdirde uzun vadede kanserojen riskler taşımaktadır.Ayrıca gerek binaya ulaşan dış şebeke borularında gerekse bina içindeki iç şebeke borularında (çoğu binada bina içi şebeke borularında demire rastlanılmaktadır.) var olabilecek her türlü yabancı madde ,pas,toprak,parazit ve virüsler gibi unsurlar da çeşme suyu içinde son tüketiciye ulaşabilmektedir.

 Kısacası; Ambalajlı su TC Sağlık Bakanlığı yönetmeliklerine uygun olarak üretilmekte, işletmeler Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmakta ve tesisler ile kaynaklar yine Sağlık Bakanlığı ve il müdürlüklerince denetlenmektedir.



Yazarın Tüm Yazıları
Kurban Bayramında Dikkat! 23 Ekim 2012, Salı
Sadece tüketmek için mi?! 14 Haziran 2012, Perşembe
Ferahlarken şifa da bulalım! 24 Mayıs 2012, Perşembe
Doğru Beslenme 23 Şubat 2012, Perşembe
Lezzeti içindeki zenginliğinden! 30 Aralık 2011, Cuma
Yaşamın ta kendisi; SU (2) 8 Aralık 2011, Perşembe
Yaşamın ta kendisi; SU 25 Kasım 2011, Cuma
Gıda Mühendisi Şermin Örter de Madran’da 23 Kasım 2011, Çarşamba