Hazırlayan: Arif Ali Uyguç
İzbırakanlar: 14
Bir Ramazan Bayramı Sabahı
“Güne, diğer günlerden farklı olarak, sabah erken saatlerde başladık. Çünkü o gün bayramdı. Amcamız, dayımız, halamız, teyzemiz, çocuklarımız, onların çocukları ve ailenin diğer bireyleriyle bir araya geleceğimiz gündü o gün. Biz diğer akrabamız erkeklerle Cuma günleri görüşebiliyorduk ama çoluk çocuk ayda yılda bir kez görüyordu birbirlerini. Onlar için gerçekten de bayram havası olacaktı o gün.
“Hanımla birlikte ev işlerini bitirmenin telaşını yaşarken büyük oğlan koyunu ağıla yerleştirmeye çalışıyordu. Evde mal maşeggad ile ilgili iş kalmamalıydı; ne zaman geleceğimiz belli değildi bayram yerinden. Küçük kızım hazırlanmış yola çıkmayı bekliyordu. Ara sıra da mızıldanıyordu.
‘Ali Amcanın çocuklarıyla git’ dedi hanım ona.
“Ufaklık sevinçle kardeşimin evine doğru seyitti. Haklıydı çocukcağız; yılda bir kez sülalenin diğer bireylerinin çocuklarıyla bir araya gelmenin heyecanı vardı üzerinde.
‘Oğlağı kimler pişirecek haberin var mı’ diye sordu hanım.
‘Bizimkilerden iki üç kişinin adı geçiyor ama tam belli değil. Geçen yıl biz de indirmiştik, biliyorsun. Hasan Amca, Sen bu yıl karışma, dedi. Ayarlamışlardır.’
“Bayram yerinde her yıl tandır yapılıyordu. Her mahalleden iki ya da üç kişi oğlak getirir ve pişirilirdi. Bayram yerine gelenlerin tamamına yetecek kadar et ve bıyran pişerdi. Bunu, hali vakti yerinde olan, mal mülk sahibi olanlar yapardı. Bir çeşit üzerine vazifeymiş gibi algılarlardı bu geleneği. Bayram yerinde altı tane tandır kuyusu vardı. Her kuyuya en az üç tane oğlak salınır ve pişirilirdi. Altlarına yeteri kadar tava yerleştirilirdi. Tavalarda pişirilen bıyranlar da etin yanında ikram edilirdi.
‘Aloğluların Mustafa bu yıl da mı kesmeyecek dersin’ diye sordu hanım.
‘Bayram sabahı günaha girme Hatun’ dedim.
‘İyi de adamın herkesten çok davarı var; bir bayram olsun iki oğlak indirmiyor kuyuya. Bu kadar da mıkırlık olmaz ki canım.’
‘Herkes şanına yakışanı yapsın Hanım’ dedim.
“Gerçekten de Mustafa Ağa yörenin en varlıklı insanlarından biriydi ama hayır hasenata pek yaklaşmazdı. Onca davarın arasından ikisinin boynuzundan tutup getirmeyeli neredeyse on yıl oluyordu. Bayram yerinde onun bu cimriliğini homurdananlar da oluyordu ama o kulak pasıldatırdı konuşulanlara. O, öyle yakıştırıyor, yapıyordu; söylenecek söz yoktu.
“Evdeki mal, meşakkat ile işini bitirenler yavaştan yola koyulmaya başlamıştı. Hanımla birlikte işleri bitirip yola koyulduğumuzda geç kaldığımızı bile düşünmeye başlamıştık. Önümüzden gidenler, arkamızdan gelenler vardı; fazla telaş etmenin bir anlamı yoktu.”
Çevre yerleşimler
Yalnızca onlar değildi Musalli’ye giden. Çevre yerleşimlerde oturan, aşiretin diğer bireyleri de orada toplanacaktı. Bu her Ramazan Bayramının birinci günü yaşanan bir gelenekti. Çünkü Musalli çevresinde yaşayan yerleşik düzen obaları birbiriyle akraba idiler. Çok uzun yıllar önce gelip yerleştikleri bu alan onlar için dağınık gibiydi ama bir araya toplanmayı mezarlık ile çözmüşlerdi. Birbirlerine uzak olmalarına rağmen ölülerini bir alanda topluyorlardı. O yer de Musalli Mezarlığı idi.
Günümüzde Bölüntü Köyü yerleşiminde oturan bu aşiretin bireyleri bundan 300 yıl kadar önce alana göç etmişlerdi. Aşiretin büyüklüğü nedeniyle bir adaya konmamışlar, dağılmışlardı. Yakın coğrafyaya yayılan bu aşiret üyeleri kendi alanlarında, kendilerine yeten topraklarda kısır da olsa tarım yapmaya ve hayvanlarını yetiştirmeye başlamışlardı.
Günümüzde tespit edilebilen bölgedeki eski yerleşim yerleri şöyledir:
Ovacık
İmamlar
Örenler
Aloğlular
Çakmaklar
Abdiler
Almesçi
Yokuşluk
Küme (Güme)
Kara Pınar
Hatat
Kuzguncuk
Tığıl (Dağı)
Adı geçen yerleşimlerde günümüzde insan barınmamaktadır. Yukarıda adını saydığımız yerleşimlerde yaşayanların tamamına yakını günümüzde Bölüntü Köyünde oturmaktadır, Bölüntü Köyünde oturanların tamamı, bu gün, bu yerleşimlerden kimlerin gelip köylerine yerleştiğini bilirler. Hangi aile İmamlar’dan geldi, hangi ailenin geçmişi Küme’ye dayanır, hangi aile geçmişte Almesçi’de otururdu bilinir.
Ne zaman topalındı?
Yukarıda tespit ettiğimiz 13 yerleşim yeri dışında yerleşim alanı var mıydı bilmiyoruz. Küçük aileler şeklinde yaşanılan bu yerleşim yerlerinde yaşayanlar zaman içerisinde Bölüntü Köyünde toplanmıştır. Bu toplanmanın ne zaman olduğun kesin olarak bilmiyoruz.
Osmanlı kayıtlarında Bölüntü adı altında bir yerleşim yeri görünmemektedir. Buradan, Bölüntü Köyü yerleşiminin oluşmasının Cumhuriyet dönemine denk düştüğü gerçeği çıkartılabilir.
Yukarıda adı geçen yerleşimlerde yaşayanların bir kısmı Bölüntü Yerleşkesine göçmemiştir. Bu aile bireylerinden bazıları değişik yerleşim yerlerine göçmüşlerdir. Bu göçenlerin sülale ya da lakap olarak Bölüntü Köyünde günümüzde yaşayanların bilmesi, bu göçlerin yakın zamanda yapıldığının kanıtıdır. Buradan yola çıkarak Bölüntü Köyüne yerleşimin Cumhuriyet Döneminden çok daha sonralara denk geldiğini söyleyebiliriz.
Musalli Geleneği
Bu gün, şenliklerin yapıldığı alan, yukarıda adı geçen yerleşimlerin mezarlık olarak kullandıkları alandır. Günümüzde şenlik havasında yapılan bu toplanma, geçmişte bir şenlik olayından öteye, bir bayramlaşma ve bir araya gelme olayından başka bir şey değildi. Birbirinden kilometrelerce uzakta yaşayan aileler, yakın akrabalarını görmek, onlarla bir araya gelmek için Ramazan Bayramının birinci gününü seçmişlerdi.
Bu, bir araya gelme, hasret giderme toplantısının mezarlık yakınında yapılmasının nedeni ise aynı gün ve zamanda mezarları ziyaret etme ihtiyacından kaynaklanıyordu. Bayramın ilk günü hem mezarlık ziyareti yapılacak, hem de aşiretin diğer bireyleriyle bir araya gelinecekti. İki işi bir anda ve bir arada yapabilmenin en kolay ve doğru yolu mezarlık yanında toplanmaktı.
Musalli
Musalli, beş vakit namazını geçirmeden kılan insan anlamındadır ve Arapça sözcüktür.
Musalli, Musalla’dan başkalaştırılmış bir sözcük olsa gerektir. Çünkü alan, kişiye özgü değil, topluma hitap eden bir şekildedir.
Musalla; namaz kılınan açık alan anlamındadır. Bölüntü Köyünde Musalli Şenliklerini yapıldığı alanın, uzun yıllar (yüzlerce yıl) Cuma namazı kılmak için toplanılan alan olarak kullanıldığını sanıyoruz. Bilindiği gibi, Türklerin Anadolu’ya gelip yerleşme süreleri fazla bir zaman yelpazesi içerisinde olmuştur. Bu zaman dilimi süresince yerleşim yerlerinin nüfus olarak yeterli sayıya ulaşması da zaman almıştır. Az sayıdaki nüfusa hitap edecek din görevlisinin bulunması başlı başına sorun idi. Bu sorunu çözmek için uzun yıllar toplu din hizmeti durumu yaşanmıştır. Her köye ya da her yerleşime bir imam ya da dini vecibeleri yerine getirecek bir görevli bulmak mümkün değildi. Yalnızca Ramazan aylarında görevlendirilen din görevlileri bayram sonrasında gidiyorlardı. Küçük yerleşimlerin bir araya gelmeleri ise Cuma günleri söz konusu olabiliyordu. Üç ya da dört köyün yaşayanları bir araya toplanıp Cuma namazı kılıyordu. Cuma namazı kılınan bu yerler adı geçen köylerin ortasında bir yerde oluyordu. O yerler Cuma Alanı, Cuma Yeri, Cuma Beleni adı ile anılıyordu. Musalli toplanma alanı da bir çeşit Cuma Namazı kılma yeri olarak kullanılıyordu. Bu geleneksel davranış, Bölüntü yerleşiminin ortaya çıkması ile son bulmuş gibi görünmektedir.
Geçmişte Musalli Geleneği
Yukarıda da belirtildiği gibi, günümüzde Bölüntü Köyünü oluşturanların tamamı dağınık halde yaşıyordu. Bunların tespiti yapılabilen yerleşimleri 13 kadardı. Birbirinden uzak alanlara yerleşen bu aşiret mensuplarının bir araya gelmeleri, birbirlerine misafir olarak gidip gelmeleri çok zordu. Günü birlik misafirlik olayı da sosyal yaşam açısından hiç de kolay değildi.
Bu yerleşimlerin 18. ve 19. yüzyıl yaşantısına göz attığımızda karşımıza hayvancılıkla uğraşan bir günlük yaşam çıkmaktadır. Günün bütün zamanının harcandığı bir meslek olan hayvancılık, uzakta yaşayan aile bireylerini ziyareti imkânsız kılmaktaydı. Aile bireylerinin bir araya gelmesi, özellikle erkeklerin Cuma günü toplanmalarını sağlıyordu ama kadınların ve çocukların buluşması imkânsızdı.
Bu imkânsızlığı ortadan kaldırmanın en akla uygun yolu, yılda bir gün de olsa toplanmaktı. Bu toplanma yeri de, Cuma günleri aşiretin erkeklerinin bir araya geldiği Musalli olmuştur. Toplanma için en uygun gün de Ramazan Bayramının birinci günüydü.
Günün seyri
Bölüntü Köyü oluşturulmadan önceki Musalli yaşantısı farklıydı; bunu günümüz şenlikleriyle karıştırmamak gerekir. Bu bir çeşit şenlikten öteye bir buluşma, bir araya gelme etkinliğiydi. Şöyle ki;
Yukarıda yazılan yerlerde yaşayan aşiret bireyleri sabahın erken saatinde kalkarlardı. Evdeki işlerini aksatmadan ama aceleyle yaparlar ve yola koyulurlardı. Ailenin bütün bireyleri bir arada Musalli’ye gelirdi. Gelenlerin yaptığı ilk iş, mezarlığı ziyaret etmekti. Mezarlıktaki atalarının mezarı başında okunan dualardan sonra aşiretin erkekleri bir arada Bayram Namazı kılardı.
Musalli’de günümüzde Bayram Namazı, normal seyrinden farklı olarak, bir hatta bir buçuk saat sonra kılınır. Bunun nedeni uzakta oturan (İmamlar bölgeye kilometrelerce uzaklıktadır) aşiret bireylerinin gelmesinin zaman almasıydı. O günlerden kalan gelenek hala sürdürülmektedir.
Namazın kılınmasından sonra topluca bayramlaşma yapılırdı. Bu bayramlaşma hala aynı şekilde devam etmektedir.
Namazın bitiminden sonra en yaşlısından gencine doğru bayramlaşma yapılır. En yaşlı olanın yanına varılır ve eli öpülerek yanına geçilir. Sonraki gelen diğerlerinin elini öper ve yanına sıra olur. Böylece başından sonuna kadar bayramlaşma bir çember şeklinde yapılır ve sonlandırılır.
Bayramlaşmadan sonra aileler içi bayramlaşma yapılırdı. Kadınlar ve çocuklar birbirleriyle bayramlaşırlar ve seremoni böylece tamamlanmış olurdu.
Bayram olur da bıyran olmaz mı?
“Bayram olur da bıyran olmaz mı” yaşanmışlığı vardır ve bu yaşanmışlık çok uzak değil, günümüzden 70 yıl kadar öncesinin olayıdır.
Kız çocuğu arkadaşlarıyla Musalliye gitmeye hazırlanmaktadır. Yola çıkmadan önce babasından para alacaktır.
“Para ver ki orada tandırla bıyran yiyeyim” der.
Babası şakadan da olsa kız çocuğuna takılır:
“Bu yıl Musallide tandırla bıyran yokmuş.”
“Yapma baba ya” diye söylenir kız çocuğu. “Bayram olur da bıyran olmaz mı?”
Aşiretin mensupları bayramın birinci günü sabahı yapılan bayramlaşmadan sonra toplu yemek için hazırlıklara başlarlardı. Bu yemek kesinlikle tandır ve bıyran olurdu. Varlıklı ailelerin getirdiği kuzu ya da keçiler kesilir ve hazırlanırdı. Ateşi oluşturulan kuyulara salınır ve tandır yapılırdı. Çok değil, 35, 40 yıl kadar önce tandır ve bıyran geleneği hala vardı Musalli’de. Alanda, şahidi de olduğum 5, 6 tane tandır kuyusu mevcuttu.
Aileler kuyularda pişirdikleri tandır ve bıyranlarla karınlarını doyurduktan sonra yavaştan kalkar ve yola koyulurlardı. Özellikle genç bireyler hemen yola koyulur ve hayvanlarının ya da işlerinin başına giderlerdi. Yaşlı olanlar ve kadınlarla çocuklar daha sonra dağınık halde evlerine dönerlerdi.
Günümüzde Musalli Şenlikleri
Geçmişte Musalli’ye bayramlaşmaya gelenlerin tamamı, yukarıda adını saydığımız yerleşim yerlerinde yaşayan aşiret bireylerinden ibaretti. Adı geçen yerleşimlerde yaşayanların Bölüntü Köyünde toplanmalarından sonra da aynı geleneği sürdürmelerinin nedeni atalarının mezarlarını ziyaret etme ile orantılıdır. Gerçekte arife günü yapılan mezarlık ziyaretleri Bölüntü’de bayramın birinci günü yapılır ki bu Musalli Geleneğinden başka bir şey değildir.
Adı geçen yerleşimlerde yaşayanların tamamı Bölüntü’ye göçmemiştir. Dışarıya gidenlerin de olduğu daha önce söylenmişti. Dışarıda yaşayanların da alanda toplanmaya başlaması ile bu gelenek günümüze kadar gelmiştir.
Günümüzde Bölüntü Köyü yaşayanlarının yanı sıra çevre köy ve kasabalardan da alana gelenler vardır. Dereli, Soğukoluk, Sağlık, Güney, Ömerler, Kabataş ve diğer çevre köylerin yanı sıra Çine, Karpuzlu, Yatağan gibi çevre ilçelerden gelenler de vardır. Aydın ve Muğla merkezden gelenleri görmek de mümkündür.
Dışarıdan gelenlerin olması alanın bir çeşit şenlik alanına dönüşmesini sağlamıştır. Günümüzde bu şenlik alanına gelenlere hitap edecek satıcılar da vardır. Oyuncak, giyim eşyası, günlük ihtiyaç gereçlerinin yanı sıra eğlencelik satışı yapanlar da mevcuttur.
Musalli’de artık eskisi gibi tandır ve bıyran yapılmamaktadır ama onun yerine yiyecek ihtiyacını karşılayacak köfteciler vardır. Onlarca köfte ızgarası yakılır ve ortalık duman içinde kalır. Ekmek arası satılan köfteler, şenliğe gelen katılımcıların tek yiyecek tüketimidir.
Musalli Alanı
Musalli Şenlik Alanı tel örgü ile çevrilidir. Bu çevrili alanın içi çam ağaçları ile kaplıdır. Çam ağaçlarının gölgesine kurulan satıcı tezgâhları nedeniyle alana gelen ziyaretçiler zaman geçirmek için kendilerine gölge bulmakta zorlanırlar.
Ziyarete gelenlerin tamamı özel araçları ile gelmektedir. Bu da alanın çevresinde bir arbedeye neden olmaktadır. Beş yüzden fazla aracı park edecek alan yoktur. Araçlar, şenlik alanından Bölüntü Köyüne doğru, yol üzerinde boş bulunan yerlere park edilir. Bir başıboşluk gözlenir ki, bu da alanı ziyarete gelenlerin sayısını gün geçtikçe azaltmaktadır.
Musalli sahiplenilmeli
300 yıla yakın zamandır bir bayramlaşma alanı olarak kullanılan Musalli artık eski itibarını ve güzelliğini kaybetmek üzeredir. Akçaova merkezde yapılan Gencer Şenlikleri dışında Dini Bayramda yapılan tek şenlik olan Musalli şenlikleri sahipsizdir.
Kadın ve çocukların oturacak yer bulamadığı alanın en kısa zamanda düzene sokulması gerekmektedir. Yaklaşık 30 yıl kadar önce ekilen çam ağaçları alanı tamamın kapatmış durumdadır. Bu çam ağaçlarının gölgelerine piknik masaları yerleştirilmeli ve gelen ziyaretçilere tahsis edilmelidir. Alana yiyecek, giyecek vb. satmaya gelen ticaret erbaplarına barınmaları için bir alan tahsis edilmeli ve çam ağaçları onların kullanımından alınmalıdır.
Bölüntü Köyünden gidilen yolu düzgündür. Alanın ihtiyacı olan park en kısa sürede yapılmalıdır. Musalli çevresinde park için uygun birçok alan vardır. Bunlardan bir kaçı araç parkı için tahsis edilebilir.
Musalli Şenliklerinin kontrolünü yapan kurum gibi görünen Bölüntü Köyü Muhtarlığının duyarsız yaklaşımı, yakın yıllarda şenliklerin yok olup gitmesine neden olacaktır. Bunun önüne geçilmelidir.
(BU ÇALIŞMA; HALKBANK KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR)






















ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.