• 22 Mart 2013, Cuma 01:00

Birçok işin ustası bir Ulu Çınar: Hacı Süleyman Çetin

KENT ARŞİVİ 2013-5
HAZIRLAYAN: Arif Ali Uyguç
FOTOĞRAFLAR: Sezgin Madran

Bu güne kadar birçok Ulu Çınarla sohbet ettik. Sohbetlerimizde bize anlatılanları sizlerle paylaştık ve eksiksiz aktarmaya çalıştık. Bu serinin Çine Tarihine sağlayacağı katkının bilinciyle çalışmamızı sürdürüyoruz ve sürdüreceğiz.

Kimi Ulu Çınar sorularımıza net ve yararlı cevaplar verdi. Kimisi muallâkta kalan cevaplarla kafamızda soru işaretleri bıraktı. Kimisi yaşadığı olayı anımsayamadı, bizi hayal kırıklığına uğrattı ama bunu Biz Siz Okurlarımıza yansıtmamaya çalıştık.

Eskiçineli Hacı Süleyman Çetin ile oturduğumuzda beklemediğimiz bir performans ile bizi şaşırttı. Öyle ki; tarihleri hatırlamaktan öteye, ay ve gün söyleyerek anlattı bize yaşadıklarını. İsimleri, tarihleri, olayları; hiç geçmeden, dünmüş gibi hatırlayıp önümüze serdi. Bazı olayları anlatırken, günün tarihini verdiği gibi, olayın geçtiği saati de ayrıntılı anlattı. Üzerine düşsek, o anın hava şartlarını bile net şekilde açıklayacaktı.

Bu kadar net bir hafıza ile ilk kez karşılaşıyorduk. Sohbet sırasında sıkça Sezgin Madran ile göz göze gelip karşımızdaki hafızaya duyduğumuz hayranlığı Ona yansıtmamaya çalışarak paylaştık.

İşte O hafızasın sahibi Hacı Süleyman Çetin ve sohbetimiz.

Kısaca Süleyman Çetin
1932 doğumlu olan Süleyman Çetin, Eskiçine Köyünden Molla Süleyman’ın Salih ile Sarıköy’den (Değirmenci, duvarcı) Mehmet Kızı Arife’nin oğlu.
1952 yılında Koca Mehmet Oğlu İsmail Sakarya’nın Kızı Gülsüm ile evlendi. 2’si kız, 4 çocuk babası olan Çetin’in, 8 torun ve 9 torun çocuğu var.
Hacı Süleyman Çetin 1986 yılında Bağ Kur’dan emekli oldu.

Hayata 11 yaşında başlamış
“Ne iş olsa yaparım” sözü, “hiçbir işi doğru dürüst yapamaz” ile eş tutulur. Bu söz, Süleyman Çetin ile sanki hayata geçiyor gibi.
“Hayata başlama tarihim 1943’dür” diyor Süleyman Çetin.
Sonra belli aralıklarla sıralamaya başlıyor yaptığı işleri.
“11 yaşından 15 yaşına kadar deve çektim. Bazen eşeğin üstünde, bazen önündeydim. 15 yaşıma geldiğimde dayımın yanında çalışmaya başladım. Yıl 1947. Dayım, Sarıköylü Ali. Hacı Ali diyenler de vardır, Marangoz Ali diyenler de. Onunla birlikte çalıştım 6 yıl. Bu bölgede değirmen döndürdük o yıllarda.”

Eskiçine değirmenleri
Hacı Süleyman Çetin askere gidene kadar dayısı Marangoz Ali ile değirmencilik yapmış.
“O zamanlar burada (Eskiçine’de) üç tane değirmen vardı.” Diyor Çetin.
“Biri eski köprünün üstünde, biri altında. Biri de yukarıda; o değirmen tahta değirmendi. Kış aylarında dönmez, yaz aylarında dönerdi. Yaz aylarında 2 yıl orada çalıştım. Diğer değirmenlerde de çalıştım; toplam 6 yıl.”

Topçu atış idare çavuşu
“1953 yılında askere gittim” diyor Süleyman Çetin.
“İlk olarak İstanbul Hadımköy’e gittim. Sancaktepe’de topçu atış idare çavuşluğunda eğitim gördüm. Bizi orada köy eğitmenliği eğitimi de verdiler; bir nevi üniversite eğitimi aldık sizin anlayacağınız. Zaten döndükten sonra, köy okulunda öğretmen olmadığı zamanlarda vekil öğretmenlik de yaptım. Burada üç yıl ilkokul okumuştum. Çavuş kursunda 4 ay bizi eğittiler, üniversite eğitimi gibi. Askerliğimi atış idare çavuşu olarak yaptım. Zordur o iş; Çine’den benden sonra bir tane daha atış idare çavuşu olarak eğitilen var mı bilmiyorum.

Askerlik dönüşü marangozluk
“Askerden geldikten sonra marangozluk yaptım” diyor.
“Burada köyde, Çine’de, Akçaova’da çalıştım. O zamanlar elektrik yoktu, elle çalışırdık. Ustam Hacı Ali Dayımdı. Onun yanında eğitildik, yoğrulduk. Bir süre sonra ondan ayrıldım, kendi başıma hatırı sayılır bir ustaydım. Çine merkezde, Çaltı’da, Kurtderesi’nde, Akçaova’da marangozluk yaptım. Ömerler’de, Sizin orada (Ömerler Köyünden söz ediyor) Tireli Mehmet’in Oğlu Mustafa’nın evini yaptım Ben.”

Eskiçine Köprüsü
“Eskiçine Köprüsü’nün yapımında çalıştım” diyor.
“Ayda 900 lira aylıkla çalışıyordum o zaman. Kaymakam 600 lira aylık alıyordu. O köprü 1959 yılında yapılmaya başlandı, 1962 yılında bitti. Biz o köprünün beton kalıplarını çaktık. O köprü bitene kadar yukarıdaki demir köprü kullanıldı.
Hafızasının bizi şaşırtan yerlerinden birine geliyoruz.
“O köprünün ihalesini Müteahhit Yüksek Mühendis Servet Çatır almıştı” diyor Süleyman Çetin.
“Balıkesir Sındırga’dandı o adam. O, Rize Yusufeli’den Osman Polat’a taşeron olarak devretti. O yaptı köprüyü. Onun Bedford kamyonları vardı, onlara kasa yaptık. İkisi de vefat etti bu adamların.”

Kasacılıktan kamyonculuğa
Müteahhidin kamyonlarına yaptığı kasa işi ile adını duyurmuş Süleyman Çetin. Eskiçine Köprüsünün kalıp çakma işi bittiği günlerde kasasını yaptığı bir kamyona ortak olmuş.
“8 yıl uğraştım kamyon kasası işiyle” diyor.
“1962 yılında Çine Sarıoğlu Mahallesinden Celep İsmail Çavuş (Münir Kanal’ın babası) bir kamyon getirdi. Kasasını yaptık, o zaman kasayı 3.500 liraya yapıyoruz. Malzeme sahibine ait, biz zahmetimizi alıyoruz. İsmali ille de kamyona ortak olmamı istedi. O ara kardeşim askerden gelmişti. Askerdeyken para göndermiştik, ehliyet almıştı. 1962 yılında kamyoncu olduk; şoförümüz kardeşim o zaman.”

50 yaşında ehliyet almış
“10 yıl ortak kamyonculuk yaptık” diyor.
“Bizde 3 tane kamyon oldu. 1971 yılında İsmail Çavuştan ayrıldık. Bu ara şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Her yere, her şeyi taşıdık. 81 Vilayeti 81 defa dolaştım, desem abartmış olmam. Buradan sebze götürürdük. Özellikle Muğla’dan tomruk taşırdık Isparta, Konya, Kütahya, Eskişehir, Ankara’ya götürürdük. Oralardan gübre getirirdik, buralarda satardık. Genellikle kendi paramızla alır, satardık burada. Son zamanlarda kapçık ve küspe de getirmeye başlamıştık.”
İsmail Çavuş’tan ayrıldıktan sonra 1972’de Hamit Çavuş (Kaya) ile ortak bir araba daha almışlar.
“O yıl ben ehliyet aldım; 50 yaşındayız o zaman” diyor.
Süleyman Çetin 1972 yılında ehliyet almak için ilkokul diploması almış.
“Diplomayı almak için Atatürk İlkokuluna kaydımı yaptırdım ve sınavlara girip diplomayı hak ettim. Bu ara 18 yıl Baygın Mehmet’le (Aytepe) birlikte Şoförler Cemiyetinde Yönetim Kurulunda görev yaptım. 1986 yılında Bağ Kur’dan emekli oldum. O cemiyet otelinin yapılışında ben idare heyetindeydim, imzam vardır o otelde.”

İki beyin ameliyatı geçirmiş
Sorduğumuz sorulara duraksamadan cevap veriyordu Süleyman Çetin. Bir ara durdu ve çevresine bakındı. Sonra gülümseyerek yüzüme baktı.
“Çok konuştuğuma bakma” dedi.
“Hafızam yerindedir. Tarihleri ve olayları unutmam. İki kez beyin ameliyatı geçirdim; fazla konuşmamam lazım ama bunu pek beceremiyorum. Ameliyatlardan hasarsız kurtulduk Allahın izniyle. Bizde kalıcı bir iz bırakmadı.”

Eskiçine Camii restore ediliyor
“Özü, sözü bir Adamdı Hamit Çavuş” diyor Süleyman Çetin, Hamit Çavuş’dan söz açılınca.
“Benim çocukluğumun, gençliğimin sürekli yakınında bulunan bir adam. Benim yaşantımı paylaştığım biri. Kendimi anlatırken ister istemez Hamit Çavuş’tan da söz edeceğiz.”
Kendisinin de çalıştığı cami restorasyonundan söz ediyor.
“1952 yılıydı. Bizim bu caminin (Ahmet Gazi Camii) tabanı döşemeydi; kayrak taşlarla kaplıydı ve üzerinde hasırlar vardı o zaman. O dönemde Eskiçine Köyünde 27 tane CHP’li vardı, geriye kalanın hepsi Hamit Çavuş’un arkasından giderdi. Demokrat Partiliydi yani. Menderes’den yüklü miktarda para yardımı aldı ve caminin tabanını yeniletti. O zaman ben marangozluk yapıyorum, o restorasyonda çalıştım. Hamit Çavuş kerestesini aldı, her türlü gideri karşıları o gelen parayla. 400 metrekaredir bu caminin içi. (19.5x19.5 ölçülerindedir) Tabanına tahta çakıldı, pencere ve kapıları dâhil, her şeyi yenilendi o zaman.”

Unutamadığı bir anısı
“1976 senesiydi. Ben kamyonculuk yapıyorum. Sivas’a mal götürdüm. Orada iş arıyoruz, bir oğlak işi çıktı. Sivas’ın bir köyünden oğlağı sarıp Malatya’ya götüreceğiz. Gittik, oğlağı sardık yola çıktık. Göksun Dağı’na vardığımızda gece oldu. Dağın başında bir kulübe gibi bir yer bulduk, lokanta olarak çalışıyor. Orada durduk, iki araba koyacak kadar yeri var lokantanın. Park edip girdik içeriye. Oğlakların sahibi bize yemek söyleyecek. Karnımız da aç. Ustadan saç kavurma yapmasını söyledi.
O ara bir araba daha geldi; benim arabanın yanına park etti. İki kişi indi arabadan, lokantaya girdiler. İçeride yalnızca biz varız, yanımıza yaklaştılar. Biri;
’09 DR 885 plakalı arabanın şoförü sez misiniz’ diye sordu.
Sonra da nereli olduğumu sordu. Çineli, Eskiçine’den olduğumu söyleyince hüzünle iç geçirdi adam.
‘Hamit Çavuş sağ mı’ diye sordu sonra.
Sağ olduğunu söyledim. O zaman ilkbahar ayları. Hamit Çavuş 1976 yılının son aylarında vefat etti.
‘Allah ondan Razı olsun’ dedi sonra.
‘Sen, Eskiçineli Muhtar Hamit Çavuş’u nereden tanıyorsun’ diye sordum.
Adam anlatmaya başladı:
‘Ben Sivaslıyım. İzmir’e çalışmaya gitmiştim. Orada 54 model bir Austin’de çalışıyorum. Patron beni Muğla’ya kireç almaya göndermişti. Kireci yükledim, gelirken fren Gökbel aşağıya gelirken patlamış, benim haberim yok. Eskiçine demir köprüyü geçtim. Dağdan bir sürü koyun yola doğru giriyor. Birden frene yüklendim ama fren yok. Daldım sürünün içene. Koyunların başında insan da yok. 4,5 tane koyunu ezip öldürdük biz. 3, 4 tane de yaralı var elbette. Arabayı zorla da olsa durdurdum ve kenara çektim. O ara olay yerine gelenler oldu. Birileri beni kenara çekti; ‘Bunun deli bir oğlu var, gelirse Seni öldürür. Hemen köye, babasına git, caminin yanında kahvede oturuyordur. Köyün Muhtarı, onunla konuş’ dedi. Arabayı bırakıp koşarak köye geldim. Kanepenin üzerinde yan gelmiş yatan bir adam gördüm, oymuş. Yaklaştım, durumu anlattım. Adam bana arabanın kime ait olduğunu sordu; Patronun adını verdim, şoför olarak çalıştığımı söyledim. Bana ‘Hadi, git’ dedi. Ona Oğlundan korktuğumu söyleyince Bana elindeki tespihi verdi; Oğluma, olayı Babanla hallettik, de. Tespihi de ona ver. Yoksa tespihi birine ver, o bana getirir, dedi. O gün oradaki zarar benim iki aylık maaşım. Allah Ondan razı olsun’.Bunu gelip Hamit Çavuş’a anlattım mı bilmiyorum.”

Eskiçine Tarım Kredi Kooperatifi
“1957 yılında Eskiçine’ye Tarım Kredi’yi getirdi Hamit Çavuş” diyor Süleyman Çetin.
“Buradan Ben, Hacı Muharrem Abi, Ovacık’dan Çobanların Şakir (Yüksel), Kuruköy’den Mutafın Osman (Kılcı), bir de Bizim Köyden Eski Muhtar Mehmet Bakkal var. Oluşturduk yönetimi. Kahvede çevre köylerin üyeleri de var. Orta yere geldi, durdu. Bizim isimlerimizi sıraladı. Malı çok olanlar mırın kırın ettiler o ara. Ben daha 25 yaşındayım o zaman. Kimseyi dinlemedi, ‘söylediğimi yazın’ dedi ve çekildi kenara. Biz İdare Heyetine seçildik. Millet dağıldı tabii. O zaman bakkal dükkânını olduğu yeri boşaltmış, Kooperatif oraya girecek. Oturduk, aramızda görev paylaşımı yapacağız. O zaman Ziraat Bankası Müdürü Mehmet Hilmi Güney, O var yanımızda. Tahir Yüksel de Kooperatif Müdürü olacak.
Başkanlık için 12 yıl muhtarlık yapmış Mehmet Bakkal’ı önerdim, kabul edildi. Mehmet Bakkal CHP’liydi; Hamit Çavuş’un büyüklüğü burada işte. Benim Onu başkan olarak önermem hoşuna gitti ve seçildi Mehmet Amca.”

24 yıl görev almış
“!Benim bu çıkışım Ziraat Banka Müdürü’nün çok hoşuna gitti; çünkü başkanlığı bana teklif etmişlerdi, ben kabul etmemiştim” diyor Çetin.
“Ben Başkan yardımcısı oldum, Hacı Muharrem Öztaş veznedar oldu. 24 yıl bu işin başında bulundum. 4 yılını İzmir Bölge Temsilcisi olarak çalıştım. Biz yönetimi oluşturduk ve kredi olayına geçtik. Başkan’a, diğer üyelere, mal varlıklarının fazla olmasından biner lira kredi açıldı. Müdür Bana ‘neyin var, söyle’ dedi. Benim 6 dönüm tarlam, 80 ağaçlık zeytinliğim var. Müdür; ‘Yaz Tahir’ dedi. ‘Bu çocuğu sevdim ben. 30 dönüm tarlası, 300 ağaçlık zeytinliği var bunun. Bin lira kredi yaz’ dedi. Biz de böylece yeterli krediyi almış olduk. İzmir olayı benim işlerimi aksatıyor, kamyonculuk yapıyorum ya bu ara. Ayrılmaya karar verdim. Ovacık Köylüleri benim yerime Sabahattin Yıldız’ı önerdiler, kabul edildi. Ben ayrıldım Başkan Vekilliğinden ama ortaklığım devam etti.”

Takdir Komisyonunda çalışmış
“1958 yılının Mayıs ayı” diye başlıyor anlatmaya Süleyman Çetin.
“Köyde İstimlâk takdir çalışmaları yapılıyor. Hamit Çavuş beni takdir komisyonuna seçtirdi. İzmir Karayolları İstimlâk Avukatı Ümran Kayran’la, Hâkim Adnan Bey itiraz etti ama Hamit Çavuş’un dediği oldu. Bizim bir yanımızda Millet, diğer yanımızda Devlet, yemin ettik, göreve başladık. Yerinde takdirler verdik, onaylattık. 8 gün çalıştık. Köyün güney çıkışında bir tarlayı, arsa gibi bir yer; takdirini yapıyoruz. Ümran Bey yere bin lira değer biçiyor, Ben 1600 lirada ısrar ettim. Ümran Bay ‘1200 lira yazalım’ dedi. Ona, Ben imzalayacaksam 1600 lira, sen yazacaksan, ne istersen yaz, dedim çekildim kenara. O ara tarlanın sahibi oralarda dolaşıyor, çağırdı Ümran Bey tarla sahibini; ‘Yenini ben alıyorum, bana kaça satacaksın?’ diye sordu.
“Hacı Hüseyinlerin Muharrem Amca çevresine bakındı; ‘1000 lira yer’ dedi. Ümran Bay benim yüzüme baktı, ‘Ne diyorsun’ diye sordu. Muharrem Amca ileriyi gören bir adam değil; arsa olarak satıldı daha sonra orası.”
“Ümran Beye, ‘Sorun bakalım; kendisi parayla mı almış, babasından mı kalmış’ dedim, çekildim kenara. Ben daha 26 yaşındayım ama etliyi, sütlüyü biliyorum Allaha Şükür. Muharrem Dayı durdu, uyandı sonra. Koşarak uzaklaştı bizim yanımızdan. Giderken de söyleniyor kendi kendine: ‘Ben bilmem, Bubamdan galdı burası, ben bilmem’ diye.”
Ümran Kayran 1600 lira değeri kaydettirmiş o olaydan sonra.
“O, 8 günlük çalışma bittiğinde biz bir günde 700 imza attık, kıymet biçtiğimiz yerlerin tapularına” diyor Süleyman Çetin.
“Kayıtlar Ankara’ya gitti elbette. 40 lira yevmiye ile çalıştık o zaman. Mevsim olarak pamuk çapalama mevsimi. 3 lira yevmiyeye pamuk çapasına gidiyor insanlar; biz 40’ar lira yevmiye aldık.”


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.

Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.